Sabiha Gökçen ‘den sabahın erken saatlerinde başlayan yolculuğumuz bir buçuk saat sürdü.Antep Havaalanı’ndan Havaş servisleri her yarım saatte bir sefer düzenliyor şehre.Yaklaşık yarım saatte otelimize ulaşıp çantalarımızı emanete bıraktıktan sonra kenti gezmeye başlıyoruz.Antep için iki tam gün ayırdık kendimize.İpek Yolu üzerinde bulunmasından dolayı oldukça gelişmiş ,tarihi, kültürü ve mutfağı zengin bir kent.

İlk durağımız Zeugma Müzesi.

Pazartesi hariç haftanın hergünü açık.
Yazın 09:00-19:00 kışın 09:00-17:00 saatleri arası açık.
Müzekart geçerli ,giriş ücreti:
Zeugma Antik Kenti’nden çıkarılan mozaiklerin sergilendiği , dünyanın En Büyük Mozaik Müzelerinden biri .Arkeolojik olarak çok değerli mimari eserlerin bulunduğu müze muhteşem bir kültür müzesi.
Giriş katta
İlk çıkarılan eserlerden olan ve buğulu bakışlarıyla herkesin yakından görmek istediği Çingene Kızı (Mainad Mozaiği) Mozaiği , üst kattaki bölümlerden birinde karanlık odada özel olarak sergileniyor.


Mozaikleri gezerken meraklıları bilgilendirecek hepsine ait ufak açıklamalar görebiliyorsunuz.
Mozaiklerin haricinde Roma dönemine ait heykeller ve sütunlar ve çeşmeler var. Medeniyetler ve kültürler karması olan Zeugma Antik Kent’e ait olan dönem villalarının salonlarının yemek odalarının tabanlarını ve duvarlarını süslemiş.Mozaikler siyah beyaz çakıltaşlarından oluştuğu gibi zamanla çeşitli renklerde boyanarak farklı görsel temalar üretilmiş.
Zenginliğin ve sanatın kenti Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört kentinden biri .Müzeyi gezerken o dönemde yaşayan insanların kültürel ve sosyal hayatları , dini inanışları ,sanat ve sanata olan düşkünlükleri hakkında bir çok bilgiyi akılda canlandırmak mümkün ve ayrı bir zevk.
Müzede ayrıca Athena Heykeli ve Mars Heykeli’ni görebilirsiniz.
Müzeden sonra şehrin zengin ve çeşitli mutfağından örneklerle midemizi şenlendirmeye geldi sıra.
Herkes gibi İmam Çağdaşı ziyarette bulunduk tabi. Çeşit çeşit kebap ve lahmacun ,havuç dilim baklavası ile lezzetler on numara.Son derece kalabalık ve rağbet gören bir yer. Dolayısıyla servis yavaş. Şehrin her köşesinde yöre lezzetlerinin birbirinden güzel olduğunu düşünsek de ün yapmış yerlere uğramadan edemiyoruz.
Yemekte sonra Gaziantep Kalesine doğru yol alıyoruz.


Gaziantep Kalesi,


Merkezde tepeye kurulmuş bir kale.Roma döneminde gözlem amaçlı kullanılmış.Kale içinde Kahramanlık ve Panorama Müzesi var.Kurtuluş Savaşında Antep’in destanı sunumlarla izleyiciye betimlenmiş.
Sırasıyla


Hamam Müzesi,

Osmanlı Hamam Kültürü ve Mimarisini yansıtan yapı, Lala Mustafa Paşa tarfından yaptırılan külliyenin bir bölümü.İçerisinde hamam adet ve geleneklerini yaşatan hamam araç ve gereçleri ,bal mumu heykeller ve maketler ve maketler var.Ziyaret saatleri hergün 08:30-17:30


Mutfak Müzesi,

( Gaziantep mutfağı çok çeşitli ve zengin bir mutfak olduğundan yıllar içerisindeki değişimi ,çeşitliliği , kullanılan mutfak araç ve gereçlerini, baharatları kısacası mutfağa ait herşeyi görebileceğiniz bir müze. Türkiye’nin ilk Turizm Bakanlarından biri olan Ali İhsan Göğüş, doğduğu evi annesi Emine Göğüş adına müze olarak değerlendirilmesi amacıyla bağışlamış.Pzartesi hariç hergün 08:30-17:30 arası açık.


Oyuncak Müzesi,


Her yaştan insanın ilgisini ve beğenisini kazanan rengarenk müzelerden biri.İçindeyken çocukluğunuza dönecek eskiye dair güzel anılar gözünüzde canlanacak.Sırf bunun için bile mutlaka ziyaret edilmeli.08:30-17:30 arası ziyarete açık.


Zincirli Bedesten,


Halk arasında Kara Basamak Bedesteni olarak biliniyormuş.Çeşit çeşit baharat, kuruyemiş, yöresel sebze kurusu ve hediyelikleri bulabileceğiniz şahane görseller sunan bir çarşı.


Gümrük Hanı,


Gaziantep Kalesi çevresinde yeralan bir başka değerli yapı.
İki katlı ve ortasında bir avludan oluşuyor. Şehrin ticaret yolu üzerinde olması sebebiyle ‘Yolcu hanı’ olarak inşa edilen hanın alt katı ahır, üst katı ise yolcuların konaklaması için odalar olarak
kullanılmış.

Kaleoğlu Mağarası,

Şehrin savunmasında cephanelik ve depo olarak kullanılmış bir mağaranın giişinde bir cafe ve çeşitli ürünler satan bir dükkan var.Mağaranın içinde ayrıca belli bir ücret karşılığında yöresel kıyafetler giyip fotoğraf çektirebilirsiniz.Biz şansa bir de canlı müzik yapan bir grup müzisyene denk geldik ve bir güzel oynayıp eğlendik.Müziğin sesini duyan geldi ve şölen havasına çevirdik mağarayı.

Bakırcılar Çarşısı:


Birçok el sanatı ustasının hünerlerini sergilediği ,iki yanında bakırcı dükkanlarının olduğu bir çarşı .Yerler eski taş döşemeli çarşıda hem bakır hem de cam işçiliklerine rastlamanız mümkün. Dükkanların vitrinlerinde çeşit çeşit bakır hediyelikler, arka fonda çekiç sesleri sizi alıp zaman yolculuğuna çıkarıyor.Günümüzde herşeyin cam ve porselen olduğunu düşünürsek bu çarşıda bayağı eski zamanlara gitme şansınız oluyor.
Çarşıyı da gezdikten sonra yorgunluğumuzu gidermek , kısa bir mola vermek ve kent klasiği haline gelmiş Tahmis Kahvemizi içmek üzere tahta cafeye gidiyoruz.


Oldukça otantik ve salaş bir yer.
Tahmis ,kahvenin dövüldüğü yer demekmiş. Uzun yıllar Löküslü Kahve ve Tömbekici Kahvesi olarak anılmış.Ayrıca dibek kahvesi,Osmanlı kahvesi ve menengiç kahvesi var içebileceğiniz.Benim damak tadıma çok uymasa da buraya gelip de tatmadan dönmek olmazdı tabi.
Şehrin Gaziantep’e özgü yerel lezzetlerini sunduğu Gaziantep Uluslararası Gastronomi Festivali her yıl 12-15 Eylül tarihlerinde düzenleniyor.
Gaziantep’i Geliştirme Vakfı ile Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin işbirliği ile düzenlenen GastroAntep’e ünlü şefler, gastronomi profesyonelleri, akademisyenler ve öğrenciler katılım sağlıyor.
Gaziantep Baklavası başta olmak üzere, katmer, nohut dürüm, beyran çorbası, cartlak kebabı ,sarımsak kebabı,patlıcan kebabı,antep lahmacunu ,muhammara,alinazik,firik pilavı tadabileceğiniz lezzetlerden bazıları.
Şanlıurfa sınırları içerisinde yer alan fakat Gaziantep’e yakın olan Halfeti’ yi de öncesinde gezi rotamıza almamızdan dolayı 105 km lik bir yol yapmak üzere aracımıza biniyoruz.


Halfeti


2000 yılında Birecik Barajı’nın açılmasıyla çoğunluğu sular altında kalmasıyla birlikte Eski ve Yeni Halfeti olarak adlandırılan Halfeti Gezilecek yerler, şehrin “Eski Halfeti” denilen kısımlarI.Fırat Nehri’nin altında kalan kısmı “Kayıp Kent” olarak adlandırılıyor. Halfeti, SLOW CİTY ünvanını almış bir şehir.
Dünyada sadece siyah gülün yetiştiği yer olarak da bilinen bir yer .Halfetinin dışında bir yerde ekildiğinde açmadığı söyleniyor.Biz maalesef civarda hiç karagüle rastlamadık.
Fırat Nehri üzerinde müzik eşliğinde eğlenceli bir tekne turu yapıp kayıp şehri ve sular altında kalan camiyi fotoğrafladıktan sonra geri dönüyoruz.
Nehir kenarında bulunan restaurantlarda her ne kadar oturup birşeyler yiyip içmiş bulunsak da bu kadar doğal güzelliğe sahip bir yerde gerekli özen ve kalitenin sağlanamamış olması bizi üzdü.

Gaziantep Botanik ve Hayvanat Bahçesi gezimizi bir başka ziyarete bırakıyoruz.
Kültürel zenginlikleri, tarihi eserleri, doğal güzellikleri, zengin mutfağı ve alışveriş imkanlarıyla dolu dolu iki gün geçirdiğimiz Gaziantep’e veda ediyor ve yeni rotalar planlamak üzere İstanbul’a geri dönüyoruz.

Written by 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir